Biyoloji Dünyası

• 23/9/2007 - Uzay Biyolojisi hakkında bilgiler.

Uzay biyolojisi, uzay kapsüllerindeki koşulların (ağırlığın olmadığı, kozmik ışınların bulunduğu) canlıların üzerindeki etkilerini inceler.

Ayni zamanda canlilarin yasam ortamlari olup olmadigi hakkinda arastirma yapilmaktadir.ayrica astronotların nasıl değiştini gözlemler.

 

Uzay Biyolojisi  Uzayda geliÅŸme ve büyüme, üreme, bitki yönelimi ve hareketi, uzayda geliÅŸimin genetik özellikleri, uzay uçuÅŸlarında yapılan biyolojik araÅŸtırmalara ait son bulgular, uzay biyolojisini geliÅŸtirme stratejileri, uzay çalışmalarında sterilizasyon, kapalı ekoloji sistemlerinin geliÅŸtirilmesi, ağırlıksızlığın etkileri, kozmik biyoloji.

 

Uzay Biyolojisi: Uzay şartlarında canlıların karşılaştıkları yeni durumları, bunların canlı üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini, canlıların uzaya uyum şartlarını araştıran bilim dalıdır.

 

Astrobiyoloji (Uzay Biyolojisi): tanımı tam yapılamamış olmakla birlikte kısaca uzaydaki yaÅŸam ve bu yaÅŸamın orijini, evrimi, dağılımı ve geleceÄŸine yönelik bilimsel çalışma yapan bir alandır.

Astrobiyolojinin ilgilendiği konular şu sorular üzerine kurulmuştur:

Canlı sistemleri nasıl ortaya çıkmıştır?

Yaşanabilir çevre nasıl oluşmuş ve nasıl evrimleşmiştir?

Dünya dışındaki ortamlarda yaşam var olabilir mi?

Gezegenimiz dışında bir karasal yaşam nasıl var olur ve adaptasyon ne şekilde gerçekleşir?


Astrobiyoloji multidisipliner bir yaklaşımdır: Biyologlar;


Yaşamın kimyasal öncüllerinin oluşumunu tanımlamakiçin, yeni gezegenler keşfetmek ve bunların yaşanabilirliğini tespit etmek için astronomlarla

Moleküler etkileşimlerden yaşamın kendisine geçişi

anlamak için kimyacılarla

Diğer gezegenler üzerindeki anahtar minerallere ve

suya dair kanıtları incelemek için jeologlarla

En erken yaşam formlarını araştırmak ve anlamak

için paleontologlarla ve moleküler biyologlarla bunların yanı sıra klimatolog, gezegen bilimci ve yakın alanlardaki bilim adamlarıyla iş birliği içinde çalışmaktadır.



Amaçları:


Amaç 1-oğayı ,evrende yaşanabilir çevrelerin dağılımını anlamak

Yaklaşım1.1:Yaşanabilir gezegenlerin evrimi ve oluşum modeli

Yaklaşım1.2:Güneş sistemi dışındaki gezegenlerin indirek ve direk astronomik gözlemi

Amaç 2:Geçmişte var olmuş ve şuan var olan yaşanabilir habitatları,biyolojik öncüllerin kimyasını ve güneş sistemimiz içinde var olabilecek yaşam sinyallerini araştırmak

Yaklaşım2.1:Mars araştırmaları

Yaklaşım2.2:Güneş sistemi araştırmaları

Amaç 3:Yaşamın gezegensel ve kozmik öncüllerden nasıl oluştuğunu anlamak

Yaklaşım3.1 :Biyolojik öncül materyallerin ve katalistlerin kaynağı

Yaklaşım3.2:İşlevsel biyomoleküllerin orijini ve evrimi

Yaklaşım3.3:Enerji aktarımının orijini

Yaklaşım3.4:Hücresel ve protobiyolojik sistemlerin orijini

Amaç 4-Dünyadaki geçmişte var olan yaşamın, değişen gezegen ve güneş sistemi çevresiyle nasıl bir etkileşimde olduğunu anlamak

Yaklaşım4.1-Dünyanın önceki biyosferi

Yaklaşım4.2:Kompleks yaşamın temeli

Yaklaşım4.3:Ekstrakarasal olayların biyosfer üzerindeki etkileri

Amaç 5:Yaşama ait evrimsel mekanizmaları ve çevresel limitleri anlamak

Yaklaşım5.1:Mikroorganizmalardaki moleküler evrim, çevreye bağımlılık

Yaklaşım5.2:Mikrobiyal komunitelerin evrimi

Yaklaşım5.3:Ekstrem çevrelere biyokimyasal adaptasyon

Amaç 6-Dünya ve dünya dışındaki yaşamın geleceğini şekillendiren prensipleri anlamak

Yaklaşım6.1:Çevresel değişimler, elementlerin biyota, komunite ve ekosistemler tarafından dönüşümü

Yaklaşım6.2-Dünya ötesindeki yaşama ait evrim ve adaptasyon

Amaç 7-Dünyanın ilk oluşumundaki ve diğer dünyalar üzerindeki yaşam izlerinin nasıl tanınacağına karar vermek

Yaklaşım7.1:Güneş sisteminde aranan, canlılığa ait sinyaller

Yaklaşım7.2:Yakın gezegen sistemlerindeki canlılığa ait sinyaller

 

UZAY
Dünya dışı yaşam var mı?

Eski NASA çalışanı ve tarih profesörü Alex Roland’a göre uzay çalışmalarındaki sıradanlığı deÄŸiÅŸtirecek olay teknolojik bir atılım, örneÄŸin fırlatma sistemlerinde bir geliÅŸme olacak. İnsanları, araçları ve kargoları daha verimli bir ÅŸekilde yörüngeye oturttuÄŸumuzda, uzayda ÅŸu andakinden farklı bir kapı açılacak. Nihayet evrende baÅŸka bir yerde hayat olduÄŸunu keÅŸfedeceÄŸiz. Gelecekte bilgisayarları ve makineleri atomik boyutlarada yapan nano - teknolojinin geliÅŸeceÄŸini böylece uzaya küçük paketlerde çok güçlü araçlar gönderilebileceÄŸi kanıtlanacak.

 

Uzayda Yaşam var mı?

İnsanoğlu Güneş ve Dünya'nın akibetini öngörmüş olsa gerek, milattan önceki yüzyıllarda, şair ve filiozof Lucretius, Evrenin başka kısımlarında başka dünyalarda farklı hayvan ve insan ırklarının olması gerektiğini vurgulamıştır.

1600'lü yıllarda Giordona Bruno'nun yakılarak öldürülmesinde, Evrende sayısız dünyaların bulunması olasılığı üzerinde yazılar yazmasının etkisi olmuÅŸ olabilir. 19. yüzyılda GüneÅŸ sistemindeki diÄŸer gezegenlerde, canlı yaratıkların barınabileceÄŸine dair yaygın inanışlar belirmeye baÅŸladı. Büyük matematikçi Gauss 1820 yılında, Dünya üzerindeki zeki uygarlık olarak bizler dünya üzerinde dev boyutta geometrik ÅŸekiller oluÅŸturursak, bizim dışımızdaki uygarlıklar bu ÅŸekilleri görüp varlığımızdan haberdar olurlar ÅŸeklinde bir teklif ortaya atmıştır. Gauss'un düşüncesi, Sibiryada buÄŸdaydan ibaret dev bir üçgen oluÅŸtumak ve bu üçgenin etrafına birer çam dikmek ÅŸeklinde idi. Bu da Dünya'daki insanoÄŸlunun Pisagor teoremini anlayabilecek kadar zeki olduÄŸunu gösterecekti. Fakat Gauss'un bu projesi desteklenmedi. 

Mars gezegeni ile ilgili ilk resimler elde edildiÄŸinde, astronomlar resimlerde görülen Mars yüzeyindeki kanalların bu kırmızı gezegende yaÅŸayan ileri uygarlık tarafından yapılabileceÄŸi üzerinde durdular. Daha sonra ayrıntılı gözlemlerin elde edilmesiyle, bu kanalların optik yanılgılar olduÄŸu ortaya çıktı. Buna raÄŸmen uzun bir süre Mars gezegeninde zeki bir uygarlığın bulunduÄŸuna dair bir düşünce halkın kafasında çok güçlü bir etki yarattı. Aletler ve uzay teknolojisi geliÅŸtikçe, Mars üzerindeki ÅŸartların bizim için uygun olmadığı görüldü. 

1976 yılında iki Viking uydusu, Mars gezegeninin yüzeyine gelişmiş iki tane sonda indirdi. Bu çalışmalar ile, bilim kurgucuların üzerinde durdukları Merihliler'e ait bir iz bulamadılar. Son 30 yıl içersinde uzaya gönderilen uydular ile Güneş sistemimiz araştırıldı ve Güneş'in etrafında dolanan gezegenler ile bunların uyduları üzerinde yaşam biçimlerinin gelişmesine uygun ortamların bulunmadığı gösterildi.

1972 ve 1973 yıllarında NASA, dış GüneÅŸ sistemini araÅŸtırmak için Pioneer 10 ve Pioneer 11 adlı iki uyduyu uzaya fırlattı. Pioneer 10 güneÅŸ sistemini terkedip, yıldızlararası uzaya doÄŸru yolculuÄŸuna devam edecek ilk insan yapımı bir uydudur. Pioneer 10'un içersine üzerine insan ÅŸekilleri yerleÅŸtirilmiÅŸ altın elementinden yapılmış bir levha monte edildi. Pioneer 10 uzay aracı, 1983'te GüneÅŸ sistemini terk edip yıldızlara doÄŸru yolculuÄŸuna baÅŸladı. Böylelikle, Evrende akıllı uygarlıklar bu uyduyu tespit edecekler ve bizimle iletiÅŸim kurabileceklerdir. 

1977 yılında yine bu amaçla, Voyager adlı iki uzay uydusu daha fırlatıldı. Uydunun içersine ses ve görüntü kayıtları ile bu kayıtları çalabilmek ve görüntüleyebilmek için ise seramik bir pikap ve iÄŸnesi yerleÅŸtirildi. Kayıtlar ile pikap iÄŸnesi bir alüminyum kutu içersine yerleÅŸtirilerek korundu. Kayıt 116 görüntü içermektedir. Bu kayıtlara yeryüzünde konuÅŸulan 55 lisanda merhaba ifadesinin yanı sıra Dünya'daki pek çok kültür ve müzik parçaları, Taj Mahal, Çin seddi gibi ÅŸahaserler de dahil edilmiÅŸtir. 


GüneÅŸ'e en yakın yıldız bize o kadar uzaktır ki, bu yıldızın ışığı bize 4 ışık yılı gibi bir sürede gelir. Bu kadar büyük uzaklıklarda, yıldızların etrafındaki herhangi bir gezegenin gözlenmesi zordur. Yıldızın etrafında gezegen olsa bile, yıldızın ışığı gezegenden yansıyan ışığın görülmesine engel olur. Bu nedenden dolayı, gezegenlerin orada olduÄŸuna dair doÄŸrudan bir gözlemsel delil elde edemeyiz.Son yıllarda, yıldızların etrafında gezegenlerin varlığına dair dolaylı bir çok gözlem yapılmıştır. Bizden 50 ışık yılı uzakta Pictor takımyıldızında, genç A spektrel tipinden bir yıldızın etrafında toz ve katı partiküllerinden ibaret bir disk bulunmuÅŸtur. GüneÅŸ sistemimizin de böyle bir disk yapıdan oluÅŸtuÄŸuna inanılmaktadır. Bu yıldızın etrafındaki bu disk yapı, bir süre sonra gezegenlere dönüşebilir. 1600 ışık yılı uzaklıktaki PSR 1257+12 adlı pulsarın etrafında en az 3 gezegenin dolandığına dair dolaylı yollardan elde edilen gözlem var. 

Åžekil 13. Etrafında gezegen bulunduÄŸu düşünülen 51 Pegasi yıldızı. 

1995 yılı içersinde, astronomlar bizden 40 ışık yılı uzaklıktaki G2 spektrel tipinden 51 Pegasi yıldızının (Şekil 13) radyal hız değişimlerine, bu yıldızın etrafında dolanan bir gezegenin etkide bulunduğunu çıkardılar. Bu gezegenin kütlesinin, Dünya'nın kütlesinin en az 150 katı kadar olacağını gösterdiler. Şekil 14'den da görüldüğü gibi Evrende, etrafında gezegen bulunan 3 tane yıldız bulunmaktadır. Bu umut verici gözlemler ile astronomlar yıldızların etrafında önemli sayıda gezegenlerin bulunacağı konusunda hala iyimserdirler.

Åžekil 14.  Etrafında gezegen bulunan yıldız sistemlerinin karşılaÅŸtırılması.

Kendi Güneş sistemimizdeki Dünya dışındaki gezegenlerden biliyoruz ki, sadece bir gezegenin varlığı bile üzerinde canlı organizmaların oluşacağı anlamına gelmez. Dünya dışında yaşamın varlığı konusunda araştırma yapmak için insanoğlunun önünde iki olasılık durmaktadır. Birinci olasılık, yıldızlararası yolculuk, diğeri ise uzaya radyo veya televizyon mesajları gönderip almak. Yıldızlar bizden çok uzakta. sistemimizdeki dış gezegenleri araştırmış olan Voyager uzay uydusu sonunda Güneş sistemimizden ayrılacak ve yıldızlararasında yoluna devam edecek. Projedeki bilim adamları, Voyager'in 100.000 yılda en yakın yıldıza ulaşabileceğini hesaplamışlar. En yakın yıldızın etrafında da yaşamın olup olmadığını kimse bilmiyor. En yakın yıldıza Voyager uzay uydusundan daha çabuk varılabilir mi? NASA'da Dünya dışı yaşamı araştırma programı SETI'nin başkanı, Bernard Oliver, 10 ışık yılı uzakta bir yıldıza yolculuğun mükemmel olarak hazırlanmış bir uzay gemisi ile enerji tüketmeden ancak 20 yılda gidilebileceğini söylüyor. Bu türden bir yolculuk için gereken enerji, Dünya'nın 500.000 yıllık toplam enerji tüketimine karşılık gelmektedir. Bu iş de bir süreliğine zor görünmektedir.


O zaman en iyi çözüm, Dünya üzerindeki aletlerle uzaya bir mesaj gönderip almaktır. Yıldızlararası uzaklıklarda en etkin haberleÅŸme ortamı radyo dalgalarıdır. Bizim yada baÅŸka uygarlığın gönderebileceÄŸi farklı türden dalgaboyları arasında mikrodalgalar olarak da isimlendirilen radyo dalgaları bir takım mesajları taşımada en etkin dalgalardır. Bu dalgaboyları uzay ile dünya atmosferinin haberleÅŸmede en az etkilendiÄŸi geniÅŸ bir kanaldır. Bununla birlikte, uzayda ileri teknolojiye sahip uygarlıklar olsa ve en etkin dalgaboylarını kullansalar bile, yıldızlararası iletiÅŸimi kurmadan önce çözülecek pek çok problemler vardır. Bu alanda çalışan bilimadamları radyo sinyalleri ile baÅŸka uygarlıkları araÅŸtırmanın, kocaman bir saman yığınında bir iÄŸneyi aramaya benzetmektedirler. Åžekil 15'den de görüldüğü gibi 1 ila 10 gigahertz arasındaki radyo sinyalleri yıldızlararası iletiÅŸimde en iyi bölgedir. Kozmik uzaklıklarda, iletiÅŸim kurulacaksa seçilecek kanal mümkün olduÄŸu kadar gürültüden bağımsız olmalı. Bu nedenden spektrumunun radyo bölgesi en etkin yerdir. 

Şekil 15. Elektromanyetik spektrum ile bu spektrumun radyo bölgesinin dünya atmosferindeki U şekilli geçirgenliği görülmektedir. Radyo mesajları bu bölgeden gönderilmektedir.

Küçük frekanslarda, Dünya'nın iyonosferi radyo dalgalarını uzaya geri yansıtır. Yüksek frekanslarda su buharı ve oksijen gibi moleküller uzaydan mikro dalgaları absorblar (yutarlar) ve atmosferimiz böyle radyasyonu geçirmez. Dünya atmosferinin etkisi, Åžekil 15'de girintili çıkıntılı eÄŸri olarak gösterilmiÅŸtir. Åžekil 15'in merkezine doÄŸru U biçimindeki bölge ile SETI programındaki bilim adamları, çok ilgilenmektedir. Bu bölgede hem galaksimiz hemde atmosferimiz gürültüsüzdür. Bu bölge, mesajları gönderme ve araÅŸtırma için en uygun bölgedir. Gürültünün en düşük olduÄŸu bölgede, soÄŸuk nötral hidrojenin yayınlandığı ve radyosyonu absorbladığı özel radyo frekansı olan 1.420 gigahertz (21cm) frekans, Evrende en yaygın olan hidrojenin frekansıdır. Bu frekansın Evrende diÄŸer uygarlıklar tarafından da kolaylıkla tespit edilebileceÄŸi düşünülmektedir. Åžekilde Hidrojen çizgisinin yanında OH çizgisi de gösterilmiÅŸtir. Bu çizginin dalgaboyu 18cm (yani 1.665 gigahertz) dir. Bilimadamları H ve OH elementlerinin birleÅŸerek su oluÅŸturabileceÄŸini ortaya çıkarmışlardır. Bu da, Dünya'da yaÅŸam için gerekli bir maddedir. H ve OH çizgisi arasındaki bu bölge su deliÄŸi olarak adlandırılır. 

1960'lı yıllarda SETI projesinde çalışmış olan Frank Drake, Galaksimiz içersinde bizimle haberleşme kurabilecek ileri uygarlıkların sayısını şu şekilde ifade etmiştir.

N = R x Fp x Ne x FL x Fi x Fc x L

R   : Galaksimiz'de yıldızların sayısı.
Fp : Bir gezegen sistemine sahip bu yıldızların oranı. 
Ne : YaÅŸam için ekolojik olarak uygun olan gezegenlerin sayısı. 
FL : Yaşamın moleküler bileşiklerden itibaren meydana geldiği gezegenlerin sayısı.
Fi  : Zeki yaÅŸam biçimlerinin (uygarlıkların) evrimleÅŸtiÄŸi gezegenlerin sayısı.
Fc : Yıldızlararası haberleşmeyi yapabilen ileri uygarlıkların oranı.
L   : HaberleÅŸme sistemine sahip ileri uygarlığın ortalama ömrü.


Galaksimiz'de 400 milyar yıldız'ın bulunduÄŸu tahmin edilmektedir. Bu yıldızlardan çok azı büyük kütleli ve kısa ömürlü yıldızlardır. Bu yıldızların büyük çoÄŸunluÄŸu, GüneÅŸ benzeri yıldızlar olup yaklaşık 10 milyar yıl kadar ışınım yapabileceklerdir. 

Drake tarafından yukarıda ifade edilen bağıntıdaki parametreler için şöyle bir yaklaşımda bulunarak, Galaksimizde bizimle haberleşme kurabilecek ileri bir uygarlığın bulunma olasılığını hesaplamaya çalışalım:

Etrafında gezegen sistemlerine sahip olan yıldızların sayısını (Fp), 1/3 olarak alırsak, Galaksimiz'de yıldızların etrafında bulunması gereken toplam gezegen sayısı, R x Fp = 130 milyar olur. EÄŸer her yıldızın etrafında 10 gezegen bulunacağı kabul edilseydi o zaman bu sayı daha da artardı. 

Evren'de yıldızların etrafında yaÅŸam için uygun olabilecek bazı gezegenler vardır. Bu düşünceden hareket edilip, Ne = 2 olarak seçilirse, Galaksimiz'de yaÅŸam için uygun olan gezegenlerin sayısı 
R x Fp x Ne = 3x1011 (300 milyar ) olmalıdır.
 

FL = 1/3 olarak kabul edilirse, Galaksimizde yaşam şartlarının bulunduğu gezegen sayısı R x Fp x Ne x FL = 1x 1011 (100 milyar) olur.

Fi, Fc oranlarının seçimleri çok zordur. Bu seçim, Evrende hem çok zeki uygarlıkların bulunmasını hem de bu zeki uygarlığın haberleÅŸme sistemlerine sahip olmasını gerektirmektedir. YaÅŸamın oluÅŸtuÄŸu gezegenlerin sadece %1'inin teknolojik bir uygarlığa sahip olabileceÄŸi düşünülüp, Fi x Fc = 1/100 alınırsa, teknik olarak ileri uygarlıklara sahip gezegenlerin sayısı, 

R x Fp x Ne x FL x Fi x Fc = 1x10 9 (1 milyar) olur.

Teknolojik olarak ileri haberleşme ağına sahip bir uygarlığın ayakta kalması yani bir şekilde kendilerini yok etmemesi düşünülüp, L = 1/100 kabul edilirse ,

 N = R x Fp x Ne x FL x Fi x Fc x L = 107 (10 milyon) hesap edilir. Bir baÅŸka ifadeyle, Galaksimiz'de bugüne kadar ayakta kalabilmiÅŸ uygarlıkların sayısı 10 milyon tanedir. 

Bu on milyon tane uygarlığa ulaşabilme düşüncesiyle, 1974 yılında Porto Rico'daki Arecibo Radyo Teleskobu'ndan 25.000 ışık yılı uzaklıkta Herkül takım yıldızındaki M13 küresel kümesi doğrultusunda uzaya 2.38 gigahertz frekansında bir radyo mesajı gönderildi. Gönderilen mesaj, kendi uygarlığımız boyunca uzaya gönderilen en güçlü bir radyo sinyali olup, gücü 3 trilyon watt değerindeydi. Gönderilen radyo mesajı, bizden 25.000 ışık yılı uzaklığındaki M13 kümesi doğrultusunda şayet yıldızların etrafında haberleşme yeteneğini geliştirmiş ileri uygarlıklar varsa, zamanımızdan 25.000 yıl sonra bu radyo mesajını tespit edebilecekler. Bu mesajı alacak olan uygarlık veya uygarlıklar, o an için Güneş'i Galaksimiz'deki en parlak radyo kaynağı olarak görmüş olacaklar. Bu mesaj, 0 ve 1 rakamlarından ibaret olan ikili kod şeklinde tasarlanmıştır. Gönderilen bu mesaj, 23 sütun ve 73 satırdan oluşan 1679 karakterden ibaret bir bilgi paketi olarak 169 saniyede gönderildi. Şekil 16'da da gösterilen bu mesajın anlamını şu şekilde açıklayabiliriz:

En üstteki satır, 1 ila 10 arasındaki rakamların ikili sistemdeki kodlarını gösterir. Sonraki satır; 1, 6, 7, 8 ve 15 numaralı sayıları içerir. Bu sayılar, Dünya'da yaÅŸamın var olması için gerekli olan temel elementlerin atom numaralarını (proton sayılarını) gösterir. Söz konusu atomlar, sırasıyla hidrojen, karbon, nitrojen, oksijen ve potasyumdur. Bundan sonraki dört satır, bu atomların oluÅŸturdukları farklı molekül yapılarını gösterir. Bunlar da, DNA molekülünü oluÅŸturan ÅŸekerler, fosfatlar gibi temel yapı taÅŸlarıdır. Yuvarlak spiral ÅŸekil, DNA'nın yapısını göstermektedir. Bu DNA'nın ortasında yer alan yapı ise, yaklaşık 4 milyon tane DNA'dan ibaret tek bir insan kromozomunu simgelemektedir. Bu yapının hemen altında insan figürü görülmektedir. Bu insan figürünün sol tarafında, Dünya'da yaÅŸayan insan sayısı, saÄŸ tarafta ise gönderilen radyo mesajının dalgaboyu uzunluÄŸu yer almaktadır. Bundan sonraki satırda, GüneÅŸ sisteminin ÅŸematik bir durumu görülmekte, GüneÅŸ'ten sonraki yukarı doÄŸru yönlenmiÅŸ üçüncü gezegenin Dünya olduÄŸu ve bu gezgenden radyo mesajının gönderildiÄŸi vurgulanmaktadır. Åžekil 16'ın en altında, bir noktaya odaklanmış radyo teleskobun bir gösterimi ve bunun altında ise radyo teleskobun çapını gösteren sayısal bir ifade yer almaktadır. 

Åžekil 16. Arecibo radyo teleskonundan 2.38 Gigahertz frekansında gönderilen radyo mesajının 1 ve 0 lardan oluÅŸan ikili sistemdeki kodlanışı.  


Gerçekten de, uzayda bizden baÅŸka uygarlıklar var mı? Drake bağıntısından elde edilen olasılık hesabına göre en azından 10 milyon tane uygarlığın olabileceÄŸi ifade edilmektedir. Durum böyle ise, bu canlıların ÅŸekli ÅŸimali nasıl bize mi benziyorlar, yoksa Steven Spielberg'in E.T filmindeki bir yaratık ÅŸeklinde midirler? Bilemiyoruz! Åžu bir gerçek ki, insanoÄŸlu bilinemeyen ve ulaşılamayan ÅŸeyleri, kafasında sorgulamakta onları bilgisayarlarda simülasyon (görüntüleme) teknikleri içersinde iÅŸleyerek, deÄŸiÅŸtirip dönüşüme uÄŸratmakta bitmez tükenmez bir çaba içersindedir. 

Ya UFO (Tanımlanamayan uçan cisimler) lara ne demeli. Acaba Drake bağıntısından çıkan olasılık hesabının sonucuna göre bu uygarlıklar ışık hızını kat kat aşarak bize kadar ulaştılar mı? Dünya'da UFO gördüklerini ifade eden insanlar var. UFO konusunda epeyce söylence halen oluşmakta . Fakat yukarıdaki yazımızda da gösterdiğimiz gibi, Dünya'da pek çok amaçlı optik, kızılötesi, morötesi, radyo teleskoplar ile Hubble uzay teleskobunun yanısıra Dünya'nın etrafındaki pek çok amaçlı uydular uzayı bilimsel olarak taramaktadır. Bugüne kadar da UFO olayını doğrulayacak bir gözlemsel delil bu teleskoplarca tespit edilememiştir. Eğer bunlar bize kadar ulaşmış iseler, ileri bir teknolojiye sahip olduklarını bu da bunların akıllı olduklarını gösterir. Bu sebepten de bizimle görüşmeleri gerekir. Fakat böyle bir görüşme de yok. O zaman UFO olayı tamamiyle söylenceden ibaret. Bu bağlamda Pioneer 10, Güneş sistemini terk etmiş olup yıldızlara doğru yolculuğuna devam etmekte ve başka uygarlıklar tarafından tespit edilmeyi bekleyen biz dünyalıların gerçek bir UFO'su dur.

 

Dr. Yüksel Karataş
Selçuk Bilir
İstanbul Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü
Kaynak: 1) Popüler Bilim (1998) 50, 25-30
              2) Popüler Bilim (1998) 51, 25-31
GüneÅŸ ve Dünyamızın Akibeti  
ve Uzayda Yaşam Var mı?
yazının tamamı http://www.akat.org/sizin_icin/gunes_ve_sistemi/gunes_ve_dunyamizin_akibeti/index.html

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz! :: Arkadaşa gönder!

Hakkımda

Biyoloji Bilimi ve Dersi ile ilgili aradığınız her şeyi burada bulabileceksiniz.

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
ArÅŸiv
Arkadaşlarım
Blog RSS

Kategoriler

ArkadaÅŸlar

Kayıt Güncel Sayfa: Toplam:
Son Sayfa | Sonraki Sayfa