Biyoloji Dünyası
• 3/10/2007 - Zorunlu Açıklama !!!!!!!!!! Siteyi Kapatıyorum.!!!!!!!!!!!!!
Öncelikle şunu belirteyim.Ben Biyoloji Öğretmeniyim.
Bu blog sayfasını siz değerli öğrencilere ve Biyoloji'ye meraklı herkese faydalı olması için hazırlıyorum.
Bu nedenle sizlere daha iyi faydalı olabilmek için Yorumlar bölümünü açık tuttum ki geri dönüş alabileyim ve sizlere yardım edebileyim
Ancak üzülerek yapılan yorumları okudum.Emeğe saygı gösterip,teşekkür eden çok az kişinin dışında çoğunluk mesajlar son derece seviyesiz ve bir öğrenciye yakışmayacak şekilde.
Çıkardığım kadarıyla çoğunuz Lise 1 Öğrencisisiniz.Ben de Lise 1.sınıflara giriyorum ama benim öğrencilerim sizin gibi değil. :((
Çok üzüldüğümü belirtiyorum ve bu siteyi kapatıyorum.
Zaten fark ettiğiniz gibi bir süredir yazı koymadım,bundan sonra da koymayacağım.
Bunun yerine kısa bir süre önce yeni bir site yapımına başladım.Önemli bir mesafe aldım ve hala yapıma,içeriği zenginleştirmeye devam ediyorum.
Sitemin adresi :
http://biyolojici.azbuz.com/index.jsp?
Bu siteye üye olarak,seviyeli bir şekilde sorularını,isteklerini ileten herkese yardımcı olmaya çalışacağım.
Hiç bir maddi beklentim ve kazancım yok.Sadece zaman ayırıp,gönüllü olarak sizlere yardımcı olabilmek için bu işi yapıyorum.
Saygılarımla Selamlar.
Biyoloji Öğretmeni.
|
Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 23/9/2007 - Biyoloji Genel Bilgiler (Wikipedia) - 2
Hayatın yapısı [değiştir]
Moleküler biyoloji, biyolojinin moleküler düzeyde yapılanıdır. Genetik ve biyokimya başta gelmek üzere, bu dal, birçok dalla iç içe geçmiştir. Moleküler biyolojinin ilgi alanı hücrenin değişik sistemleri - DNA, RNA ve protein sentezini de kapsayarak - ve bu etkileşimlerin nasıl kontrol edildiğidir.
Hücre biyolojisi ise hücrenin fizyolojik, davranışsal - etkileşimleri ve hareketleri de dahil - özelliklerini inceler. Bu işlem, hem mikroskobik hem de moleküler düzeyde yapılır. Hücre biyolojisi, hem bacteria gibi tek hücreli hem de insan gibi çok hücreli organizmaları inceler.
Hücre oluşumu ve görevinin anlaşılması, tüm biyolojik bilimler için hayati değer taşır. Hücre türleri arasındaki benzerlik ve farklılıkların ortaya çıkarılması ise özellikle hücresel ve moleküler biyolojinin konusudur. Bu farklar ve benzerlikler, birleştirici bir fikir oluşturmada kullanılırlar.
Genetik, genlerin, kalıtımın ve organizmaların değişkenliğinin bilimidir. Modern araştırmalarda, belirli bir genin ne işe yaradığı konusunda önemli bilgiler verir. Genetik bilgi, genellikle, DNA moleküllerinin kimyasal yapılarının ifade edildiğikromozomlarda taşınır. Genler, protein sentezi için gerekli bilgiyi kodlarlar. Dolayısıyla da bir bireyin fenotipinin belirlenmesinde büyük görev alırlar.
Gelişim biyolojisi, organizmaların büyüyüp gelişmesini inceler. Embriyolojiden ortaya çıkan bu dal, hücre büyümesinin genetik kontrolünü, hücresel farklılaşmayı ve değişimi inceler. Gelişim biyolojisinde kullanılan model organizmalardan bazıları Caenorhabditis elegans, Drosophila melanogaster, Brachydanio rerio, Mus musculus ve Arabidopsis thaliana'dır.
Organizmaların fizyolojisi [değiştir]
Fizyoloji, tüm yapıların birlikte nasıl çalıştığını anlamaya çalışarak, organizmaların mekanik, fiziksel ve biyokimyasal süreçlerini inceler. "Yapıdan göreve" anlayışı, biyoloji için çok önemlidir. Fizyolojik çalışmalar genellikle, bitki fizyolojisi ve hayvan fizyolojisi olarak ikiye ayrılırlar; ancak fizyolojinin ilkeleri evrenseldir ve her tür organizma üzerinde incelenilebilir. Mesela, maya hücresi hakkında öğrenilen bir özellik, insan hücresi üzerinde de incelenilebilir. Hayvan fizyolojisi, insan fizyolojisinin method ve araçlarını insan olmayan türlere taşır. Bitki fizyolojisi bile, bu türlerden bazı fikirleri ödünç alır..
Anatomi, fizyolojinin önemli bir dalıdır ve sinir, bağışıklık, hormon, dolaşım ve solunum gibi organ sistemlerini inceler. Bu daldan öğrenilenler, tıbbın nöroloji ve immünoloji gibi dallarına büyük yarar sağlar.
Organizmaların çeşitliliği ve evrimi [değiştir]
Evrimsel biyoloji, organizmaların zamanla değişmeleri de dahil, onların kökleriyle ilgilenir ve birçok taksonomiyle ilintili bilimadamını bünyesinde bulundurur. Mesela, genellikle belirli bir organizma hakkında eğitim almış - mammaloji, ornitoloji ya da herpetoloji gibi - birçok bilimadamını içine alıp, evrim hakkındaki daha genel sorulara cevap arar. Evrimsel biyoloji, fosil kalıntılarını inceleyerek evrimin hızı ve türünü inceleyen paleontoloji üzerine kurulmuştur. 1990larda, daha önceden modern sentezden dışlanmış olan gelişim biyolojisi, evrim biyolojisinin sahasına, evrimsel-gelişimsel biyolojinin çalışmalarıyla tekrar girdi. Evrimsel biyolojiyle alakalı dalların bazıları; filojenetik, sistematik ve taksonomidir.
Taksonomik açıdan ilintili iki büyük geleneksel bölüm, botanik ve zoolojidir. Botanik, bitkilerin bilimidir. Bu bilimdalı, bitkilerin gelişim, üreme, metabolizma, gelişim, hastalık ve evrimlerini inceleyen birçok daldan oluşmaktadır. Zooloji ise hayvanlarla ilgilidir. Bu bilim dalı, anatomi ve embriyolojinin dalları olan fizyolojiyi de kapsar. Hayvanların ve bitkilerin genel genetik ve gelişimsel mekanizmaları; moleküler biyoloji, moleküler genetik ve gelişim biyolojisi altında yapılır. Hayvanların ekolojisi ise davranışsal ekoloji ve diğer dallarla incelenilir.
Hayatın sınıflandırılması [değiştir]
Çoğunlukla kullanılan sınıflandırma sisteminin adı, rütbe ve iki isim içeren "Linnaean taksonomi"dir. Organizmaların isimlendirilmesi ise "International Code of Botanical Nomenclature (ICBN)", "International Code of Zoological Nomenclature (ICZN)", "International Code of Nomenclature of Bacteria (ICNB)" gibi uluslararası anlaşmalarla yapılır. Bu üç alandaki isimlendirmeyi standart haline getirmeye çalışan Draft BioCode 1997'de yayımlansa da resmi olarak kabul görmeyi beklemektedir. "International Code of Virus Classification and Nomenclature (ICVCN)" ise BioCode'un dışında kalmaktadır.
Organizmaların etkileşimleri [değiştir]
Ekoloji, yaşayan organizmaların dağılım ve sıklığıyla birlikte organizmaların aralarındaki ve çevreleriyle ilişkilerini de inceler. Bir organizmanın çevresi, hem onun doğal ortamını hem de iklim ve jeoloji gibi abiotik faktörlerin toplamını kapsar. Ekolojik sistemler, birçok düzeyde incelenirler: birey (individual), nüfus (population), topluluk (community), ekosistem (ecosystem) ve biyosfer (the biosphere). Tahmin edilebileceği gibi ekolojinin de birçok alt bilimdalı vardır.
Etiyoloji, hayvan davranışını (özellikle de primatlar ve canidae familyaları gibi sosyal hayvanları) incelemekle beraber, bazen zoolojinin bir alt bilimdalı olarak görülür. Etyologlar, özellikle, davranışın evrimi ve doğal seleksiyon gözüyle davranışı anlamakla ilgilidirler. Bir anlamda, Charles Darwin ilk etyologtur ki kitabı The expression of the emotions in animals and men'le (Hayvan ve insanlarda duyguların gösterilmesi) birçok etyologu etkilemiştir. Biyocoğrafya, plaka tektoniği, iklim değişimleri, göç ve yer değiştirme gibi konulara özel bir yer vererek organizmaların Dünya'ya yayılışını inceler.
- ^ Roberts, Michael Bliss Vaughan. Biology: A Functional Approach. Cheltenham: Thomas Nelson and Sons, 1986. sf. 1
Dış bağlantılar [değiştir]
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 23/9/2007 - Biyoloji Genel Bilgiler (Wikipedia) -1
Vikipedi, özgür ansiklopedi
Biyoloji, evrendeki canlılar hakkında araştırma ve gözlem yapan bir bilim dalıdır.
Biyoloji veya Canlı bilimi, canlıları inceleyen bir bilim dalıdır. Biyologlar,tüm canlıları - tüm gezegeni kaplayan küresel boyuttan, hücre ve molekülleri kapsayan mikroskobik boyuta kadar - onları etkileyen önemli dinamik olaylarla birlikte incelerler.Birçok süreci bünyesinde barındıran hayati süreçlerden bazıları; enerji ve maddenin işlenmesi, vücudu oluşturan maddelerin sentezlenmesi, yaraların iyileşmesi ve tüm organizmanın çoğalmasıdır.
Hayatın gizemleri, tarihteki tüm insanları etkilediğinden; insanın fiziksel yapısı, bitkiler ve hayvanlar hakkındaki araştırmalar tüm toplumların tarihlerinde yer bulur. Bu kadar ilginin bir kısmı, insanların hayata hükmetme ve doğal kaynakları kullanma isteğinden gelmektedir. Soruların peşinden koşmak, insanlara, organizmaların yapıları hakkında bilgi kazandırdı ve de yaşam standartları, zamanla yükseldi. İlginin bir diğer kısmı ise, doğayı kontrol etme isteğinden çok, onu anlama isteğinden gelmektedir. Bu araştırmaların ilerletilmesi, bizim dünya hakkındaki düşüncelerimizi değiştirmiştir.
Biyolojinin; botanik, zooloji ve tıp gibi birçok dalı eskidir. Ancak, bunları tek bir kategori altında toplayan "biyoloji", ancak 19. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Bu bilmin gelişmesiyle, bilimadamları, bütün yaşayan varlıkların, ortak bazı özellikler taşıdıklarını anlamışlardır. Bu nedenle de varlıkların bir bütün içersinde incelenmesinin yararlarını kavramışlardır. Biyoloji, günümüzde, en önemli bilim dallarından biridir: Tüm dünyadaki biyoloji ve tıp dergilerde, yıllık bir milyon makaleden fazla yayımlanmaktadır. [1] Aynı zamanda, biyoloji, tüm dünyadaki okullarda öğretilen ana derslerden biridir.
Biyoloji, bu kadar fazla konuyu kendi kapsamı altında topladığı için birçok dallara bölünmüştür. Organizma türüne göre bu bilimdalını bölen yöntem; bitkileri inceleyen botanik, hayvanları inceleyen zooloji ve son olarak da mikroorganizmaları inceleyen mikrobiyolojiyi ana dallar olarak alır. Bazı bölme yöntemleri ise, incelenen organizmaların derecesine göre bu ayrımı yapmaktadır: Bu sistem; hayatın temel kimyasını inceleyen moleküler biyolojiyi, hayatın temel yapı taşları olan hücreleri inceleyen hücre biyolojisini, organizmaların iç organlarının çalışmasını inceleyen fizyolojiyi, organizmaların dış görünüşlerini inceleyen morfolojiyi ve organizmaların birbirleri ve çevreyle ilişkilerini inceleyen ekolojiyi, biyolojinin ana dalları olarak kabul eder.
|
Etimoloji [değiştir]
Biyoloji kelimesi, Yunanca hayat anlamına gelen βίος (bios)'la, 'incelemesi' anlamına gelen λόγος (logos)'un, birleşmesiyle oluşmuştur. Göründüğü kadarıyla kelime, günümüzde kullanılan anlamıyla ilk defa, Gottfried Reinhold Treviranus'un Biologie oder Philosophie der lebenden Natur'unda (Biyoloji ya da yaşayan Doğanın Felsefesi) (1802) ve Jean-Baptiste Lamarck'ın Hydrogéologie'sinde (Hidroloji) (1802) kullanılmıştır. Kelimenin kendisi ise 1800'de Karl Friedrich Burdach'a atfedilse de, kelime Michael Christoph Hanov'un 1766'da basılan Üçüncü Cilt'inde, Philosophiae naturalis sive physicae dogmaticae: Geologia, biologia, phytologia generalis et dendrologia başlığıyla yer bulmuştur.
Biyolojinin tek bir bilimdalı olarak ortaya çıkması 19. yüzyılda olmuşsa da, biyolojik bilimlerinden, tıp gelenekleri ve doğa tarihiyle ilgili olanlarının izi Greklere kadar sürülebilir. Rönesans ve Keşif Çağı'nda, deneyciliğin tekrar revaçta olması, bilinen organizmaların sayısının da hızla artmasıyla, biyolojik düşünceyi geliştirdi; Vesalius, fizyolojideki dikkatli gözlemin artmasını başlattı ve Carolus Linnaeus, Georges-Louis Leclerc, Comte de Buffon gibi adamlar hayatın çeşitliliğini anlamak, fosil kayıtlarında bulunmak ve organizma davranışlarını incelemek adına kavramsal çalışmalar başlattı. Mekanik felsefenin güçlenmesiyle doğa teolojisinin önem kazanması da doğa tarihinin gelişmesi açısından bir etkide bulunmuş olabilir.
18. yüzyılda, biyolojinin çoğu dalı - botanik, zooloji ve jeoloji - profesyonelleşmeye başladı ve bu bilimsel anlamda bir dal olmaları yolundaki adımları hızlandırdı. Ancak yine de 1800'lerin sonuna kadar bu işlem tamamlanmadı. Antoine Lavoisier ve diğer fizikçiler, fiziksel ve kimyasal teorilerle hayvansal ve hayvansal olmayan âlemleri birleştirmeye başladı. 19. yüzyıla doğru gidildikçe, Alexander von Humboldt gibi kâşif-doğacılar, organizmaların aralarındaki ilişkileri ve bu ilişkilerin bulundukları ortama göre nasıl farklılık gösterdiklerini inceleyerek biyocoğrafya, ekoloji ve etoloji gibi bilimdallarını başlattı. Çoğu doğacılar, organizmaların değişmediği fikrini reddetmeye başlayıp soy tükenmesi ve türlerin değişebilmesi gibi fikirlere sıcak bakmaya başladı. Embriyoloji ve paleontoloji gibi yeni alanlarla bu tarz tutumlar birleşince Charles Darwin'in doğal seleksiyon yoluyla meydana gelen evrim teorisi ortaya çıktı. 19. yüzyılın sonu; hayatın kaynağı ve hastalıklara mikroorganizmaların neden olması konularında tartışmalar, sitoloji, bakterioloji ve fizyolojik kimya gibi alanlara şahitlik yaptı. Ancak yine de kalıtım konusu tamamiyle bir gizemdi.
Genetik biliminin babası G. Mendel
20. yüzyılın başında, Gregor Mendel'in çalışmaları, Thomas Hunt Morgan ve öğrencileri tarafından genetiğin hızla gelişmesini sağladı. 1930'lara gelindiğinde nüfus genetiği ve doğal seleksiyonun birleşimi, modern evrim sentezinin ve evrim biyolojisinin ortaya çıkmasını sağladı. Özellikle de James D. Watson'la Francis Crick'in DNA'yı 1953'te keşfetmesinin ardından birçok dal gelişti. Genetik kodun kırılmasının ve merkezi dogmanın (central dogma) kurulmasının ardından, biyoloji; ekoloji, etoloji, sistematik paleontoloji, evrimsel biyoloji, gelişim biyolojisi ve diğer organizmalarla ilgili dalları kapsayan organizma biyolojisi ile hücre biyolojisi, biyofizik, biyokimya, nörobiyoloji, immünoloji ve birçok benzer dalı kapsayan moleküler biyoloji olarak ikiye ayrıldı. 21. yüzyılın başına gelindiğinde bu kadar ayrı parçanın oluşturduğu karışıklık ve anlaşmazlık geçmeye başladı. Organizmal biyologlar moleküler teknik ve fikirlere, moleküler biyologlar da genler ve doğal çevre arasındaki fikirlerle genetik kalıtımla ilgili fikirlere önem vermeye başladı.
Biyolojinin İlkeleri [değiştir]
Biyoloji, bilgiye ulaşmak için bilimsel metodu kullanır. Bilimsel teoriler, bilimsel gözlemlere dayanır ve bu teoriler, yeni araştırmalarla bazen geliştirilirler. Bilimsel teoriler aynı zamanda, daha gözlenmemiş bir fenomenin tahmin edilebilmesi için de kullanılabilirler. Biyolojik sistemler, bazen sistematik olarak modellenirler; ancak yine de - diğer bilim dallarında da olduğu gibi - teoriler sadece matematik kullanarak açıklanmazlar.
Biyolojik bilimler, birkaç temel ilkenin altında toplanılabilirler: evrensellik, evrim, çeşitlilik, devamlılık, genetik, homeostasis, ve etkileşimler.
Organizmalar; görüntüde, doğal ortamında ve davranışlarında fazlaca farklılık göstermelerine rağmen, aslında tüm canlılar bazı evrensel temelleri paylaşırlar. Bütün canlı yaşamının karbon bazlı bir biyokimyası vardır: Karbon, tüm canlıları oluşturan temel yapı taşıdır. Aynı şekilde, su da, temel çözendir. Dünya'daki tüm organizmalar, genetik bilgiyi depolamak için DNA ve RNA-bazlı mekanizmalar kullanırlar. Bir diğer evrensel ilke ise, virüslerin dışındaki tüm canlıların hücrelerden oluştuğudur. Aynı şekilde, tüm organizmalar, benzer büyüme süreçleri geçirirler.
Tüm bu sayılanlar, Dünya'daki tüm organizmalar için geçerli olsa da, teoride alternatif bir yaşam türü de varolabileceğinden, bilimadamları, alternatif bir biyokimyayı araştırmaktadırlar.
- Ana madde: Evrim
Biyolojideki temel düzenleyici içerik, tüm canlıların aynı kökten gelip, değişik süreçler sonrasında değişip geliştiğini savunan evrimdir. Burada, yukarda da anlatılan, canlılar arasındaki etkileyici benzerliklere yol açar. Charles Darwin, evrimin sürmesine sebebiyet veren doğal seleksiyonu açıklayarak, evrimi, geçerli bir teori olarak kılmıştır (Alfred Russel Wallace'ın bu içeriğin keşfedilmesinde büyük rol oynadığı da belirtilmelidir). Modern sentez teorisinde, genetik çeşitlilik de bu mekanizmada önemli rol oynar.
Bir türün, ürediği tür hakkındaki bilgileri, onların özelliklerini ve türün son halinin diğer türlerle ilişkisini inceleyen bilim dalına filogeni denir. Biyolojiye birbirinden farklı birçok yaklaşım türü, filogeniyi ilerletir: Moleküler biyoloji, DNA zincirlerinin karşılaştırılmalarını yaparken fosillerin karşılaştırmalarını da paleontoloji yapar. Bilimadamları, evrim ilişkilerini, birkaç metodla inceleyip düzenlerler. Bu metodlar; filogenetik, fenetik ve kladistik olarak üç dalda toplanılabilir.
Evrim teorisi, Darwin ve Wallace tarafından açıklanmasından beri, bu fikir, sonuçlara ya da açıklamalara karşı olanlar tarafından sürekli eleştirilmiştir. Bu açıklamaların karşısında dini ve bilimsel açıklamalar da kullanılmıştır. Teori genel kabul görmüş sayılmaz.Bilim adamları bu konuda değişik düşünmektedirler.Yeni araştırmalar bu konu ile ilgili net cevabı verecektir.
Sistematik ve taksonominin ilgi alanı olan sınıflandırma, birbirinden farklı yöntemler izler. Taksonomi, organizmaları, taxa adı verilen gruplarda sınıflandırırken, sistematik, organizmaların birbirleriyle ilişkilerini inceler. Bu bilim dalları, kladistik ve genetik dallarında da geliştirmişlerdir.
Geleneksel olarak, canlılar beş büyük aleme bölünürler:
- Monera -- Protista -- Fungi -- Plantae -- Animalia
Ancak, çoğu bilimadamı, bu sistemi demode bulmakta ve de modern alternatifler getirmektedirler. Modern sistemler, üç-âlemli bir sistem kullanırlar:
- Archaea -- Bacteria -- Eukaryota
Bu âlemler, hücrelerin çekirdeklerinin olup olmamasına ve hücrelerin iç yapılarının farklılıklarına göre bölünmüştür.
Aynı zamanda, metabolik anlamda, daha az canlı olan bazı hücreiçi parazitler de biyolojide ayrı bir alem olarak incelenirler:
- Virüsler -- Viroidler -- Prionlar.
Daha da ileri gidildiğinde, bütün âlemler, tüm türler ayrı ayrı sınıflandırılıncaya kadar bölünürler. Bu sıralama, şu sırayla gider: Âlem, Filum, Sınıf, Takım, Cins, Tür ve Alt türdür. Bir organizmanın bilimsel adı, onun cinsi ve türüne göre belirlenir. Mesela, insanlar Homo sapiens olarak adlandırılırlar. Homo cinsi, sapiens ise türüdür. Bilimsel isimleri yazarken, organizmanın cinsinin ilk harfini büyük yazıp türünü küçük harflerle yazmak gerekir. Ayrıca tüm adın da yana yatık yazılması bir kuraldır. Sınıflandırma için kullanılan terim, taksonomidir.
19. yüzyıla kadar, yaşamsal formların bazı şartlarda aniden ortaya çıkabileceği düşünülüyordu. William Harvey, bu yanlış kavramı, "tüm yaşam bir yumurtadan gelir" (Latince'de Omne vivum ex ovo) sözüyle düzeltmiş ve modern biyolojinin temellerini atmıştır. Kısaca anlatmak gerekirse, bu söz, hayatın bir kaynaktan kırılmayan bir devamlılıkla geldiğini söyler.
Aynı ataya sahip birkaç organizma benzer özellikler gösterirler. Dünya'daki tüm organizmalar, ortak bir atadan ya da ortak bir gen havuzundan gelirler. Tüm dünyanın en son ortak atasının 3.5 milyar yıl önce ortaya çıktığı düşünülmektedir. Biyologlar, genetik kodun evrenselliğini; bacteria, archaea ve eukaryotun hepsinin aynı atadan geldiğinin önemli bir kanıtı olarak düşünmektedirler.
Homeostasis (denge), açık bir sistemin, bağlantılı kontrol mekanizmaları tarafından kontrol edilen dinamik eşitlikler aracılığıyla, kendi iç ortamının sabit bir hal sağlayabilmesidir. Tek hücreli ya da çok hücreli tüm organizmalar, homeostasis gösterir: Hücresel düzeyde pH değerinin ayarlanması, organizma düzeyinde vücut sıcaklığının sabit tutulması ve ekosistem düzeyinde bitkilerin karbondioksit fazlalığında daha hızlı büyümesi buna örnek olarak gösterilebilir. Doku ve organlar da homeostasis sergilerler.
Herşey diğer organizmalar ve çevreyle etkileşim içersindedir. Biyolojik sistemleri incelemenin bir zor kısmı da, incelenen organizmanın diğer faktörlerle çok sayıda etkileşim içersinde olmasıdır. Mikroskobik bir bakterinin lokal şeker eğimine tepkide bulunması, aslında, bir aslanın Afrika savanasında yemek aramasından farklı değildir. Herhangi bir tür için, davranışlar; agresif, yardımcı, parazitsel ya da simbiyotik olabilir. İşler, herhangi bir ekosistemde, birden fazla tür etkileşime girdiğinde karışır. Bu türdeki çalışmalar, ekolojinin çalışma alanındadır.
Çalışma alanları [değiştir]
Biyoloji o kadar büyük bir araştırma sahası haline gelmiştir ki, genellikle bir dal olarak değil de, birbirine geçmiş birçok alt dal olarak görülür. Bu madde, dört ana grubu incelemektedir. İlk grup; hücre, gen, vb. temel yapı taşlarını inceleyen dallardan oluşmaktadır. İkincisi; doku, organ ve vücut düzeyindeki yapıları inceleyen dallardan oluşmaktadır. Üçüncüsü, organizmalar ve onların geçmişlerini incelerken, sonuncusu da onların etkileşimlerini inceler. Bu sınırların, gruplamaların ve açıklamaların sadece biyolojik araştırmanın basitleştirilmiş bir betimlemesi olduğu unutulmamalıdır. Gerçekte, bu dallar arasındaki sınırlar belirli değildir ve birçok dal, birbirinin yöntemlerini kullanırlar. Mesela, evrimsel biyoloji, DNA zincirlerini belirlemede moleküler biyolojiden fazlaca etkilenir. Başka bir örnek vermek gerekirse, fizyoloji, organ sistemlerinin görevlerini açıklarken hücre biyolojisinden oldukça yararlanır. Bunun dışında, etiyoloji ve karşılaştırmalı psikoloji, hayvan davranışlarının incelenmesi ve düşünsel özelliklerini incelemesiyle biyolojinin sınırlarını genişletirler. Nitekim, evrimsel psikoloji, psikolojinin de bir bioloji dalını savunmaktadır.
Hayatın yapısı [değiştir]
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 23/9/2007 - Mars'ta hayat var mı?

Bilim adamlarının, son yaptıkları araştırmaya göre, Kızıl Gezegen Mars'ın yüzeyinde yaşam olmadığı sonucuna vardılar.
Space.com'un haberine göre, bilim insanları, Kızıl Gezegen'in yüzeyinde çeşitli derinliklerde yaptıkları kozmik radyasyon seviyesi ölçümlerinin ardından, yüzeyde ve birkaç metre altında yaşamın varlığının, kozmik radyasyonun öldürücü miktarından ötürü olanaksız olduğuna karar verdiler.
Londra Kolej Üniversitesi'nden Lewis Dartnel başkanlığında yapılan ve sonuçları Geophysical Research Lettrs dergisinin yarınki sayısında yayınlanacak araştırmada, Dünya'nın tersine Mars'ın uzun zamandır küresel bir manyetik alan veya kalın bir atmosfer tarafından korunmamasının sonucu olarak uzaydan milyarlarca yıldır gelen radyasyona karşı savunmasız olduğu belirtiliyor.
"Bildiğimiz en dayanıklı hücrelerin bile Mars'ın yüzeyindeki kozmik radyasyondan ötürü bu kadar yaşamalarına olanak yok" diyen Lewis Dartnell ve ekibi, Mars'ın ne kadar güneş ve galaktik radyasyonun etkisinde kaldığını hesaplayan bir radyasyon dozu modeli geliştirdiler.
Mars toprağı var sayılan topraklardaki parçacık enerjilerini ve radyasyon dozları çeşitli derinliklerde test edildikten sonra Dünya'da bilinen en güçlü hücrelerin yaşayabilecekleri süre hesaplandı.
Bu araştırmalar sonunda, Kızıl Gezegen'de canlı hücre aramak için en uygun yerin büyük bir volkanik bölge olan Elysium Plantia'daki kısa süre önce keşfedilen donmuş denizden buz olduğuna inanan bilimsel ekip, bu denizin sadece 5 milyon yıl önce oluştuğunu düşünüyor.
Elysuim buzunun yaklaşık 7,5 metre altında yaşam izinin bulunabileceğini belirten bilim insanları, buna karşın bunun şu anda planlanan Mars keşif programlarının menzilinin ötesinde olduğuna dikkat çekiyorlar.
Buraya uğrayacak en yakın uzay programının, 2013'te gönderilecek Avrupa robotu ExoMars olduğu ve bu aracında sadece 2 metre aşağıdaki örnekleri kazabilecek ekipmana sahip olduğu belirtiliyor.
Bilim adamları, Mars'ta yaşam aramak için kazılacak olası yerler arasında genç kraterleri de gösteriyorlar. Kraterlerdeki kayaların gezegenin çoğunu kaplayan buzdan daha yoğun oldukları ve uzay radyasyonuna karşı buzdan daha iyi kalkan görevi gördüklerini belirten ekip, meteoritlerin çarpışmayla metrelerce toprağı kazmalarından ötürü, kraterlerde kazı yapmanın bir avantaj sağlayacağını da kaydediyor.
AA 29.Ocak.2007 23:22:00 |
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 23/9/2007 - Biyoloji Felsefesi
Biyoloji Felsefesi, alan olarak diğeri biyoloji alanlarına göre daha çok yenidir. Biyoloji felsefesi diğer alanlardan farklı olarak deney yapabilme ve bir şeyi ispatlayabilme şansı yoktur.Bu nedenle Biyoloji Felsefesi'nin amacı labarotuvarda ispatlanamayan problemleri varsayımlar üreterek çözmektir.Bu problemlerden en büyüğü ve en sık tartışılanı da "Dünyanın ve ilk insanın var oluşu" konusudur.
İşte bu problemler tartışılırken, tarafsız olan bilim maalesef bazı gruplarca siyasallaştırılıyor ve bilim subjektif olmaya zorlanıyor.Bu problemler tartışılırken biyoloji ile uzaktan yakından ilgisi olmayan kişiler bile bu tartışmanın içinde yer alabiliyor. İşte bu nedenle "Biyoloji Felsefesi" objektif olmaktan uzaklaşıyor.
Günümüzde en sıcak tartışmaların yaşandığı konu: "Evrim Teorisi-Yaratılış Teorisi çatışması" yani ateist-dindar çatışması...
Allah'a inanan bir insan olarak Yaratılış Teorisi'nin su götürmez bir gerçek olduğuna inanıyorum. Fakat bu konuda inanç yetmez. Yüce Yaratıcının dünyayı ve ilk insanı nasıl ve ne şartlarda yarattığını anlamak için Allah'ın vermiş olduğu beyini kullanmamız gerektiğine inanıyorum. "Allah'ın takdiridir", "Hey Yüce Allah'ım ne güzel yaratmışsın" sözleriyle yetinmek yerine bu konuda araştırmalar yapılmalıdır. Nitekim ilk vahiyi "Oku!" olan bir dinin ve "İlim Çin'de de olsa bulup getiriniz" diyen bir Peygamber'in ümmeti olarak bu en temel en vazifemiz olmalıdır.
Zaten İslam toplumları salt "Kaderci" anlayışla bu duruma düşmüşlerdir. Bilimi gavur icadı olarak görerek, bilimin dinsizlik olduğunu söyleyerek Batı'nın gerisinde kalmış ve Batı toplumlarının oyuncağı olmuşlardır.
Evrim Teorisine gelince, ben birtakım çevreler gibi tamamen reddetmiyorum. Çünkü Evrim Teorisi'ne tamamen yanlış dersem bilime ve bu zamana kadar, bu konuda objektif araştırmalar yapmış bilim adamlarına haksızlık etmiş olurum ve subjektif olurum.
Evrim Teorisi bazı çevrelerin anlattığı gibi sadece "İnsan maymundan gelmiştir" tezinden ibaret değildir. Evrim Teorisi'ni bilmeyen bir insanın bu konularda yorum yapması bana göre yanlış. Nasıl bir biyologun ülkenin para politikaları konusunda çözüm üretmesi ne kadar abes ise biyoloji ile alakası olmayan bir kişinin bu konuda yorum yapması abestir.
Biyolojide her zaman rastladığımız Adaptasyon, Modifikasyon, Mutasyon gibi olgular vardır.Evrim teorisi tamamen reddedilirse o zaman bu olgulara yokmuş gibi davranmamız gerekir yada bazı çevreler gibi "Allah'ın takdiridir" deyip kestirip atmak gerekir.
Evrim Teorisinde Düşülen Bazı Yanlışlar:
1."İnsan maymundan gelmiştir." görüşü: İnsanın maymundan gelme gibi bir şansı yoktur. Çünkü türün tanımına baktığımızda çiftleştiklerinde verimli döller verebilen canlı topluluğu olarak tanımlanır. Ama bir insan ile maymuna çiftleştirmeye kalktığımızda türün tanımına uyulmayan bir durum görülür. Yani döl meydana gelmez.
2."Doğa tesadüfen meydana gelmiştir" görüşüoğa öyle bir intizam içinde varlığını sürdürmektedir ki çoğu doğa olayı insanda hayranlık uyandırmış ve icatlara ön ayak olmuştur.Bir kompozisyon yazdığımızda kelimeler tesadüfen değil bizim istediğimiz şekilde yanyana gelir.
"Yararlı mutasyonlar vardır." görüşü: Şu ana kadar görülen yararlı mutasyon yoktur. Eğer olsaydı çevremizde bir sürü X-men olurdu.
Ayrıca Darwin'in "İnsanın Türeyişi" adlı kitabında insanın bazı uzuvlarının hiçbir işe yaramadığını ve fazlalık olduğunu savunmuştur. Örnek:Kulak kepçesi... Oysa kulak kepçesi ses dalgalarını bir anten gibi toplar. Yani vücudumuzdaki her uzuv(organ) bir işe yarayacak şekilde yaratılmıştır.
Yaratılış Teorisi'nde Düşülen Bazı Yanlışlar
1.Yüce Allah'ı sürekli ispat etmeye çalışmak... Yüce Allah zaten doğada insanoğluna varlığını göstermiştir. Anlayabilene...
2.Evrim teorisini tamamen yok saymak....
3.Evrim Teorisi'nin "İnsan maymundan gelmiştir" tezinden ibaret olduğunu sanmak...
4.Bilimi dinsizlik aracı olarak görmek...
Fakat baktığımızda Evrim Teorisi ile Yaratılış Teorisi'nin birbirini desteklediği noktalar var: Örneğin Kuran-ı Kerim'de Saffat Suresi'nin 11. ayetinde "Biz insanı yapışkan çamurdan yarattık" ibaresi vardır. Bu ibare Evrim Teorisi deneylerinden biri olan Stanley-Miller deneyini doğrular nitelikte. Stanley-Miller yaptıkları deneylerde inorganik maddelerden bulamaç hazırlamışlar ve bu bulamaçtan o zamanın ortam şartlarını labarotuvarda sağlayarak aminoasit elde etmişlerdir. Aminoasit de bilindiği gibi proteinlerin temel yapıtaşıdır.Kuran-ı Kerim'de bahsi geçen bu yapışkan çamur kanaatimce işte bu bulamaçtır.
Sonuç olarak bilim ve din bir arada bulunabilir. Bazı çevreler aksini savunsa da... |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|
|
|